ÇUKA ADASI
.........!!......,
Çoğunluğumuz, Ege ‘de seyir yapmayı alışkanlık
haline getirdik. Hem görülecek gezilecek yeri çok, hem doğası olağanüstü… Bir
de bize çok yakın olduğundan git gel zaman harcanmıyor; hop deyice Rodos’a,
Sakız’a geçiliyor… Bu durumda ben de dahil pek çok yatçımız Ege dışına pek
çıkmıyor. Ben de bu proje nedeniyle batıya doğru yol almasaydım, belki de Çuka
adasından hiç haberim olmayacaktı… Oysa, bugün Girit’ten yola çıkarken bir
gecelik yatı için Çuka adasına uğrayacağız… Parkuru çizerken Girit-Mora arasını
iki aşamada geçmeyi hesaplamıştım.Bu hem yelken seyrine olanak sağlayacaktı,
hem de yorucu olmayacaktı..
Bu plana sadık kalmaya karar verdik ve
Girit’ten Çuka adasına doğru yola çıktık. Çuka adası ifadesini ilk defa Tarihçi Edhem
Eldem’in bir yazısında okumuştum. Bir anlaşmada, sınırların çizilmesinde Çuka
adasının doğusuna hapsedilen Osmanlı’dan söz ediyordu. Yerine baktım, Girit’in
Kuzey batısına düşüyor ve iki adadan oluşuyordu. Nedense bütün uluslar bu adaya
(adalara), kendilerine göre isim vermişler. Venedik’liler Cerigo diyorlar… Fransızlar
Cythere (siter okunuyor), Yunanlılar Kithara... Osmanlı da Çuka adası demiş!...
Gerçi elimdeki dokümanlardan biri olan ve Haydar Alpagut tarafından yazılmış, 1937
basımı ‘’ Denizde Türkiye’’ kitabında adadan ‘Çuha’’ adası olarak söz ediliyor.
Ama baktığım diğer bütün dokümanlar ‘’Çuka’’ deyimini kullanıyor… Bazı
sözlükler bir tür balık olduğunu söylediğine göre Çuka’nın, herhalde bu
kullanımı daha doğru olsa gerek…
Strateji sözcüğünden hiç haberli olmayan
birini al, getir ‘’Çuka adasına; anında öğrenir ne demek olduğunu
stratejinin!...
Kithara adası, Girit’ten 50 mil uzaklıkta ve
dediğimiz gibi Girit’in kuzey batısına düşüyor. Yunanistan ana karasına
Girit’ten çok daha yakın. Yalnızca beş mil… Ana kara ile arasındaki sular,
seyir açısından iki yönden belalı; ama hala dünyanın en çok kullanılan su yollarından
bini oluşturuyor. İki belalı nedenden biri hava koşulları… Matapan burnu bu
bölgede bulunuyor. Hemen söyleyelim antik çağda, bu burnu dönmüş olmak yanlızca
bir övgüyü değil bir tür sertifikayı da hakkettiriyor. Yunanistan ana karadan
inen çok kuvvetli rüzgar sağanakları, kötü hava da olursa eğer tekneler için
ciddi birer tehlike oluşturuyor. Bu durum günümüzde de yelkenli tekneler için
geçerliliğini koruyor. Birçok rehber kitap bu bölgeden geçeceklerin
sağanakların etkisinden kurtulmak için beş mil kadar açıktan geçmesini
öğütlüyorlar… Bunu bizim sularda yelken yapanlar iyi bilir. Marmaris’ten
Bozukkale yönüne giderken kuvvetli meltemde Rodos’a yakın geçmeniz gerekir.
Yoksa Arap adası önlerinde hortum ucundan çıkar gibi patlayan sağanak, zor
anlar yaşatabilir.. ‘’Broach’a’’ düşürebilir sizi… Ben 10-12 knot havanın 35-38
knota çıktığına çok tanık oldum…
Anlaşılan burası da böyle… Ama önemli bir
farkı var..Müthiş yoğun bir ticari trafik var… İşte bu da Kithara adasını
özellikle 14-16 yüzyıllar arasında çok önemli kılıyor. Ana karadaki bazı
noktalarla bu adayı tutanlar tüm batı-doğu trafiğini denetliyorlar… Bu, bir
sonraki etapta anlatacağımız Koron-Modon ana kara kaleleri ile Kithara’ya sahip
olmak için neden bu kadar yoğun savaşlar yaşandığını da açıklıyor. İnsan avının
en yoğun niye burada olduğunu da!...
Kithara ve Antikithara kuzey güney
istikametinde serpilmişler deniz yüzeyine. Antikithara daha küçük ve kuzeyinde
kötü havalarda barınılması mümkün olmayan bir doğal limanı var. Bugün neredeyse
boş; yirmi yirmibeş kişinin orada yaşamakta direndiğini söylüyor rehber
kitaplar… Bu sayı daha büyük bir ada
olan Kithara da dört beş katına çıkıyor!...Ama Kithara’ya vardıktan sonra dünyada
Kithara’nın farkında olmayanlar konusunda yalnız olmadığım ortaya çıkıyor…
Güneyindeki Kapsali limanına giriyoruz. Ve girerken, bugüne kadar gördüğüm en
etkileyici kale ile karşılaşıyoruz. Uzaktan seçilen bu kartal yuvası benzeri dik
yamaç denizden itibaren dik yükseliyor ve yüksekliği deniz yüzeyinden aniden 500-600 metrelere varıyor… Tam
tepesinde surlarla çevrili bir kale var.1200 lü yıllarda Venedik’liler
tarafından yapılmış… Hemen arkasında, sanki korunmak için saklanmışçasına o yükseklikte evler görünüyor. Sahil yapı
stoku mevcudu ise üç yüz metrelik bir hatta denize paralel sıralanmış iki sıra
ev ve ortalarındaki sokaktan oluşuyor. Bir iki sahil kahvesi ve birkaç tabela
‘’Rooms to let’’ … Bu sene bunlar bile boyanmamışlar… Yunanlılar bu sene hiç
umutlu değiller turizmden ve ülkenin tek taze para girişi sektörünün bu halde
olmasının işleri daha da kötüleştireceğini düşünüyorlar…
Kapsali limanı demek, girişte sancakta yüz
metrelik bir beton yanaşma yeri ve karşıda yer alan küçük bir koy demek. Kıçtan
kara olunabildiği gibi bordaya da gelinebiliniyor… Ziyaretçi o kadar az ki….
Ama bu limanın önemli bir özelliği daha varmış geçmişte. Bizans’ın gücünü
kaybetmeye başladığı 10 yy larda burası ciddi bir haydut yatağı… Adanın
kuzeyindeki trafiği vuran deniz haydutları Kapsali’ye saklanıyorlar. Adanın
kuzeyi ile ana kara arasındaki ticari trafikten söz ettik. Ama bunun dışında
ciddi bir insan trafiği de var. Batıdan gelerek Kudüs civarına gitmek isteyen
başta Hıristiyan hacılar bu bölgeden geçiyorlar. Daha sonraları ise İspanya’dan kovulan ve Osmanlı topraklarına gelmekte
olan Yahudiler bu yolu kullanıyorlar. Rodos büyük üstadı, Kithara adası
etrafından geçen bu vatanlarından sürülmüş insanlara saldırılmasına ve üç beş
tavuk parasına köle pazarlarında satılmalarına göz yumuyor. Bu kez haydut
üniformalı!... Bu işi fiilen yapan da Rodos şövalyelerinin amirali!...
Kithara’nın Ortaçağ’da işte böyle bir şöhreti
var… Bugün ise ancak adını duyanların, ya da
gerçekten yalnız kafa dinlemek isteyeceklerin geldiği bir küçük Akdeniz
adası…
Yolunuz günün birinde buraya düşerse bir gece
Kapsali’de kalın. Ve gece yine gördüğüm en etkileyici aydınlatmayı görün.
Kalenin bulunduğu zirve ve surları ile içindeki küçük kilise aydınlatması
sizlere sık göremeyeceğiniz bir şölen yaşatacaktır… O kadar ki, ben salt bu
görüntüyü bir kez daha görmek için buradan geçerken Kapsali’ye girmeye
kararlıyım..
Sabah, artık ana karaya geçiyor ve tırmanmaya
başlıyoruz
Taa Venedik’e kadar…