On Mayıs günü 09.30 da Marmaris Yat Marin’den avara olduk. Rota Rodos, rüzgar 4 knot 110 dereceden geliyor. Motorladık. Kadırga burnunu bordaladıktan sonra iskelemizde orta mesafede beş tane harp gemisi belirdi. İclal dalga geçiyor
‘’Al sana içinde olmak diyordun, içine düştün’’ diye… Ümit ‘’Tekaüt
Bahriye zabiti’’ olduğundan uzmanlığı gerekti; mayın tarama gemileri önce pruva nizamında sonra hat nizamında seyrediyorlarmış, anlaşılan Nato’ya ait bir görev kuvveti..
Bir saat sonra; jurnal yazacağız ya; Ümit aşağıdan sordu:
-‘’Sual Miyar.?....’’
-…!..?...
Böylece profesyonel denizcilerin diline de alışmak gerektiği ortaya çıktı; pusulayı soruyormuş .. Neyse tekmili vermeye alıştık ve bir iki tekrar sonrası dil birliği sağlandı.
Biri çeyrek geçe de Rodos Mandraki limanına girdik ve bağladık.
Rodos’u ilk uygun zamanda uzun uzun yazacağız ama gerçekten bazı şeylere zaman yetmiyor. Araştırmayı aksatmayalım derken, havayı kaçırmayalım, bir sonraki limana zamanında varalım derken
ya yazamıyorsun, ya yıkanamıyorsun ya.. Sonu yok anlayacağınız..
Bir de bu, daha hiç aksilik olmadığı durumlar için geçerli. Aksilik olmaya başladı mı varın gerisini siz düşünün güçlüğün.
Aklıma dizeler geliyor:
‘’Yapıcılar türkü söylüyorlardı..
Yapı türkü söyler gibi yükselmiyor ama..
Bu iş biraz zor..’’
Onbeş ve onaltıncı yüzyıllara ilişkin, yepyeni şeyler bulmanın güçlüğünün hatta olanaksızlığının elbette farkındayız. Ama gözden kaçmış ya da önemsenmemiş şeyler bulabileceğimizi ve bunları o döneme bakışımızla karşılaştırabileceğimizi düşünüyordum. Rodos bu konuda bize cömert davrandı denebilir; biri pek önemsenmemiş diğeri ise ‘hiç öyle anlatılmamış’’ iki fırsat sundu. Bunda bizden yardımlarını esirgemeyen Rodos’lu soydaşlarımızdan araştırmacı Sadi Nasuhoğlu’na da teşekkür etmemiz gerekiyor.
Rodos’ta iken Karpatos ve Girit rotamızı gözden geçirmek gerekti. Kerpe (Karpatos adası) tarafında hava fena halde koparıyor.. Bir haftalık tahminlere bakılınca, hem sertliği devam ediyor, hem de hemen batıya dönüyor. Bu ise biz Girit’i bordalarken rüzgar hep kafaya gelecek demek . Alternatif olarak Nisiros, Astipalya, Santorini gibi kuzeyden bir rota çizmeyi düşündük. Her şey yolunda gider ve rüzgarlar genelde estikleri şekilde esmeye devam ederlerse, uzun geçiş olan Santorini-Girit geçişini, rüzgarı arkaya alarak yapmayı düşündük. Datça’nın neredeyse hemen karşısına düşen, Yunanistan’ın ‘’mahrumiyet’’ bölgelerinden(!) ve bizim gibi Türkiye’de pek çok yatçının çok sevdiği Nisiros da kalmak da pek hoş olacaktı. Hele arkasından ilkçağdan 1800 lere kadar her daim
Korsan yuvası olmaya devam etmiş, etkileyici kalesi ile gerçek bir mücevher olan Astipalya adasında kalacak olmak herkesi sevindirdi. 14 Mayıs cumartesi için hava durumu önce Kuzey- kuzey batı, sonrası için ise batıya dönen bir hava beklendiğini öğrendik. Üstelik 3-4 Bofor kuvvetinde…. Bundan iyisi Şam’da kayısı.. Sabah ola hayrola...