Navarin
Bugün adı Pylos olan Navarin, bizim deniz tarihimizde iki olayla anılıyor. Bunlardan ilki, daha önce anlattığımız, Osmanlı donanmasının Navpaktos (İnebahtı) yı kuşatan kara ordusununun sonuç alabilmesini sağlamak için yardıma giderken ‘’Barak adası savaşı’’ öncesi konakladığı genişçe koy. Buna körfez bile denilebilir, hem çok geniş ve büyük hem de derin. Büyük tankerler içeri girip alargada yatıyorlar. İkincisi ise, 1821 Yunan savaşı sırasında körfezde yatmakta olan Osmanlı Mısır ortak donanmasına karşı, körfeze giren Fransız-İngiliz-Rus ortak donanmasının aniden ateş açması üzerine çıkan deniz kıyımı..
1499 yılında Barak Adası deniz savaşından bir gün önce donanma burada sulandı ve geceledi. Kapudan Yakup bey’in gece fener yakarak orsa alabanda eğlendiği söylenir. Ertesi sabah da donanma körfezden çıkarak beş mil kadar kuzey batıdan üzerine gelmekte olan Venedik donanmasını çok kanlı bir savaştan sonra yenilgiye uğratmıştı…
1821 Yunan ayaklanması, özellikle müttefik devletler olarak İngiltere,Fransa ve Rusya’nın arkasında durmalarına rağmen sonuçsuz kaldı.1822 de bu kez Mora yarımadasında bir isyan başlatıldı.1789 Fransız ihtilalinin Avrupa’da estirdiği ‘’Ulus’’ fırtınası burada ilginç bir sonuç verdi. Fransız ihtilali sonuçlarından kendi ülkelerini korumak isteyen diğer Avrupalı ülkeler; neredeyse bu fikirlere sınırlarını bile kapatıyorlardı; ama önüne geçilemiyordu bir türlü.. Bu durumda her üç büyük devlet de tarihin kaydettiği en büyük ‘’Cambaza bak!’’ numarasına başvurdular. Kendi hanedan ya da hükümetlerini aydınlanmanın sonuçlarından koruyabilmek için dikkatleri Yunanistan’a yönelttiler. Hatta Osmanlı’ya başkaldırıda fiilen savaşmak için Yunanistan’a gönüllüler gönderdiler.Böylece hem kendi ülkelerini bu etkiden korudular-en azından şimdilik-hem de suret-i haktan göründüler.!. Elbette bunları yaparken ortak hareket etmekle birlikte; birbirlerini kollamak konusunda çok dikkatliydiler. Üstelik, dönem, onlar için biçilmiş bir kaftandı. II Mahmut’un, Yenileşme(!) hareketi Osmanlı ordusunda inanılmaz bir dağınıklığa sahne oluyordu. Osmanlı, bu döneme tam bir değişimin ortasında yakalanmıştı.
İlk ayaklanma her şeye rağmen bastırılmıştı ama arkadan müttefik devletlerin notası geldi. Derhal Osmanlı devleti Yunanistan’a bağımsızlık vermeliydi.! Bu komik talebi reddetti elbette II Mahmut. Ortada müttefik devletlerle bir savaş durumu yoktu. Yalnızca müttefik devletlerin, Osmanlı’nın direnci ölçmek için başvurduğu el-ense devam etmekteydi. Bu fasıldan olmak üzere Rus Baltık donanması üssünden çıktı İngiliz ve Fransız donmaları ile birleşerek Akdeniz’ de ortak manevralara başladılar.
Osmanlı devleti ikinci isyan konusunda ciddi olarak zorlanıyordu.
Bunu üzerine II Mahmut, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi. Hatta kendisine Mısır ile birlikte Mora ve
Girit valiliklerini de vaat etti. Bunun üzerine, Kavalalı Mehmet Ali Paşa oğlu İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusunu gönderdi. Bu birlikler Osmanlı birlikleri ile birleşerek Mora’daki isyanı bastırdı.
Yunanistan’ı tanıtmak için yayınlanmış İngilizce kitaplardan birinde aynen şu cümle var: ‘’ Bağımsızlık için yola çıkılmıştı ve savaş neredeyse kaybedilmişti…’’
Mora isyanı bastırılmıştı ve Osmanlı-Mısır donanmaları Navarin koyunda toplanmışlardı.
O saate kadar Akdeniz’de manevralarına devam eden müttefik donanması Navarin önüne gelmişti… Ve Osmanlı-Mısır donanmasından çocukça bir talepte bulundu.!.. ‘’ Körfezden çıkın biz gireceğiz..’’ Aslında o kadar çocukçaydı ki(!) önce bu talep anlaşılamadı; ve tabii ki anlaşılınca da reddedildi… Ama isterlerse
su almak için körfeze girebilirlerdi..
Müttefik donanması, körfeze güvertelerinde bando mızıka çalarak girdi… Ülkeler savaş halinde değildi ve savaşı gerektiren bir durum da yok görünüyordu.. Gerçi Osmanlı Mısır donanması körfezin batı tarafına klasik yarım ay düzeninde yerleşmiş ve alarmdaydı…
Müttefik donanması’ nın bir Mısır gemisinden top atıldığı iddiası üzerine bütün silahları aniden Osmanlı donanmasının üzerine kusmaya başladı.. Açıktı artık niyetleri; bando-mızıka hepsi birer savaş hilesiydi!..
Üç saat içinde Osmanlı-Mısır donanması yok edildi… 57 Gemi kaybedildi 6000 ölü verildi….
Yukarıda sözünü ettiğimiz kitap şöyle bir ifade kullanıyor:’’ Müttefik donanması topçuları Osmanlı ve Mısır donanması topçularından daha iyi olduklarını bu savaşta ispat ettiler..’’
Bu görüş için , denk oldukları düşünülebilecek iki donanmanın kaybına bir bakalım:
Osmanlı kaybını söyledik. Şimdi müttefik donanmasının kaybına bakalım: Gemi kaybı yok ölü ise 100 kişi. Bu arada Rusların ağır kaybının iki kişi olduğunu da ekleyelim…!
Böyle bakıldığında insan eli bağlı birini döven başka birini görür gibi oluyor!.. Osmanlı –Mısır donanmalarının eli değil ama sözleri bağlıydı. Savaş halinde olmadıkları devletlere nedensiz saldırmama sözlerine bağlıydılar. Ve bunun bedelini çok ağır ödediler!...
İngiliz hükümeti, olaydan birkaç gün sonra ‘’Yanlışlık olmuş!’’ dedi.
Özür falan dilemedi. Fransız ve Rus’lar bu konuda zaten yeterince pişkindiler, oralı bile olmadılar… O kadar pişkindiler ki, müttefikleri İngilizlerin arkasından iş çevirmeye kalktılar. İttifaklarının bozulması bu nedenledir.
Ruslar gemi iyice ele alarak iki asker kaybettikleri kendi saldırılarını gerekçe göstererek Osmanlı devletine savaş açarak
Kafkasya ve Balkanlarda saldırıya geçtiler. Fransızlar da Mora’ya asker çıkarttılar…
Amerika’nın keşfi ve uzak kıt’alarla olan ilişkilerin yalnızca mal satımı ile sınırlı kalmamış olduğu anlaşılıyor. Taa Marco Polo’nun
‘’Milyonluk’’ kitabıyla başlayan farklı öğretiler yeni dönemde pek çok uzak doğulu anlayışın da Batı anlayışına dahil edilmesiyle sonuçlandı. Böylece daha 1680 lerde yukarıda müttefik diye söz ettiğimiz ülkeler Çinli savaş sana’tı ustası ‘’Sun Tzu’’ ile tanışmışlardı.
Sun Tzu, ‘’Savaş sanatı’’ kitabında şöyle der : ‘’Bir mücadeleyi kazanmanın en iyi yolu hiç savaşmadan kazanmaktır’’
Navarin’de müttefik donanması neredeyse bunu yapmıştır!...
Meraklısı için ekleyelim ‘’Sun Tzu’’nun kitabı ile Türkiye’nin tanışması, batının tanışmasından iki yüzyıl sonradır!..
Navarin kalesi içinde 1500 lerde yapılmış ve ilk dönem Osmanlı camilerinin karakteristiklerini taşıyan cami bu olaydan sonra kiliseye çevrildi. Şimdilerde ise ilk bakışta üzerinde haçlar göze çarpan bir kilise gibi görünse de yanaşınca, ilk özelliklerinden hiç taviz vermemiş bir cami olduğu anlaşılıyor.
Kale sur girişinden kendine kadar uzanan çamlarla kaplı yola uygun
bir vakur huzuru her şeye rağmen sergilemeye devam ediyor.